en
kırık dökük yerinde ömrün,
pes
etmişken hayata,
nasıl
çıktığını hatırlıyorum da,
neden
çıktın karşıma!
tam
da küsmüşken…
tam
da düşmüşken sabahsız gecelere,
“bi ben miyim?” diye sorarken
penceresiz duvarlara.
sen
mi yaktın ışığı?
sen
miydin seslenen?
demek
buldun beni,
bu
karmaşık
ve
güzel şehrin,
en
kadim semtinde!
tadına
doyumsuz,
bi dost sohbetinde.
o
yumuşacık bakışınla,
uslanır
mı bu nasırlı yürek?
kapanır
mı bu kan revan yara,
kopar
mı içimden…
hem
de en derinden!
bitmez
dediğim bu kabustan,
atamadıklarımdan,
kader
gibi alnıma yazılan
bu
daracık karanlık sokaktan.
çağırsan
belki
korkumdan.
düşüp
bayılacak gibi titreyip,
bi an tereddüt edip.
“dur
bekle!”
“geliyorum
ben de!”
diyecek
miyim?
nasıl
yaptığını ben bilirim de,
ne
yaptığını biliyor musun?
söylediğin
şarkılar değil,
anlamadan
dinlediğim.
utanıp
bakamadığım,
güzelliğin
değil.
kendin, dupduru kendin!
o gece anladım sendin.
“kim
bu adam?” demedin.
bana
göz değmemiş
bi sabah verdin.
şimdi
ilk kez görüyormuş gibi
bakarken
güneşe,
içimde
salakça bi neşe,
hatta nanik atıp geçmişe!
teşekkür
ediyorum sana,
beni
hatırlattığın için bana!
artık
biliyorum ki…
kucağımızda
yaşadığımız acılar,
bitmeyen,
usandıran sancılar
ve
bizim gibi hancılar,
kim
bilir kaç yolcuyu daha uğurlayıp,
ruhumuzu
gözyaşlarımızla yıkayıp,
kalkacağız
her düştüğümüzde!
paylaşmaktan
korkmadan,
sevmekten
bıkmadan,
vazgeçmeyeceğiz
bu ortaklıktan!
28.07.2011