26 Eylül 2012 Çarşamba

şiir 95713

bi şarabın kırmızısı...
bi de, 
yanında yersiz yürümenin
ince sızısı yıkar beni...
kül rengi akşamlardır
kapımda ölen
ve
sabahların getirdiği
her yeni umut tüketir beni!
tek bi nefes almadan biten
bıçak yarası gecelerdir,
sırtımda taşıdığım kamburum!
ne çanı çalabildim,
ne Esmeralda'ya kavuştum...
kimseler bilmesin diye,
öyle derine gömdüm ki seni.
kendimi de,
seni de unuttum!
hiç ötmeyen bülbüllerin bahçesinde,
hiç konmadığım bi gülün dalısın.
uzaksın...
belki de tuzaksın!
her düştüğümde, 
seni bulduğumu sandığım.
hayalini yasaklayıp yüreğime,
öldüren sahiciliğine tutuldum!
bi kırıntı peşinde koşan serçe misali,
kurumuş bi çiçek kadar çaresiz
ve
aç bebekler gibi ağladım!
bi türkünün, hep aynı yerinde...
"Nuh'a haber eyleyin de, gelsin de tufan görsün"
istemem artık!
ne sev beni, benim gibi.
ne içimdeki bu volkan sönsün! 

27.09.2012

Mazlum Çimen'e sonsuz saygı ve sevgilerimle...

24 Eylül 2012 Pazartesi

şiir 24912

ben senden,
"git" dediğin gün gittim.
kıştı...
yazdı...
bahardı...
ne fark ederdi?
mevsimim koyu kırmızı bi kederdi!

ben senden,
"kal" dediğin gün gittim.
anladım ki
ne bekleyen sendin,
ne benden geriye kalan
bendim!

ben senden,
bi gece yarısı gittim.
elimde kırık dökük bi aşkla...
Keloğlan'ın heybesi gibi vurup sırtıma.

ben senden,
bi şafak vakti gittim.
gözümü kırpmadan bekleyip sabahı,
kendi zavallı halime güldüm!

ben senden,
şehrin en güzel yerinde gittim.
o yüzden bilirim,
en güzel acıtan semtlerini
İstanbul'un!

ben senden,
seni en çok severken gittim.
senden nefret etmemek,
sana küsmemek için!

ben senden,
hiç gidemediğimi
anladığımda gittim!
ne yerim vardı yanında,
ne ismim, cismim!

ben senden,
çok gittim...
her geri gelişim,
biraz daha götürdü beni!


24.09.2012

Kazım Koyuncu'nun güzel ruhu şad olsun!




22 Eylül 2012 Cumartesi

şiir 01985

kaç leşi var bilir misin?
kaç cinayet
ve
nihayet!
bu gece rastladım
o salak çocuğa...
ağlıyordu yine.
aldırmadan soğuğa!
yalan bi aşkın peşinde,
aynı çığlık dilinde
ve
göğsünü delen aynı bakış...
bu ne bitmez yakarış!
yaralanmış yine,
aç yüreği soluksuz.
her cani gibi onursuz!
sürüklüyordu,
berbat kaderini İstiklal Caddesi'nde.
ne bi isyan
ne bi talep.
her sona razı,
çökmüşken gecenin ayazı!
aynı yüzsüzlükle
hiç bi şey dilenen,
uykusuz bi dlenci...
kırıldıkça direnci,
daha bi sıkı sarılmış
aynı hayale!
çok da komik üstelik,
bu haliyle...
yine inanmış
kendi söylediği yalana.
izin vermiş bu kahreden talana!
karşımda titriyordu,
henüz bitmiş işi
ve
yine nefes alamıyordu!
zor aldım elinden,
buruşuk bi kağıtla,
çoktan tükenmiş bi kalemi!
az daha ihbar edecekti kendini.
"bana anlat" dedim...
kussun
ve
açılsın istedim.
en iyi bildiği şeyi yapıyordu...
konuşsa ölecek oracıkta,
ölümüne susuyordu!
yine çaresiz,
yine gereksiz
ve
hala çok yeteneksiz!
eli kanlı bi katil.
şuursuz bi tetikçi!
hala salak
ve
daha cahil!
ve
her katil gibi,
dönmüştü cinayet mahalline.
gidemiyor ki başka bi yere!
yüreğindeki aşkı öldürmüş...
tepeden tırnağa aşıkken yine!
üstü başı kan içinde...
Pera'da çıktı karşıma.
gözünü bile kırpmadan baktı bana!
ne pişmanlık
ne içini kemiren bi keşke...
öyle hazırdı ki başına gelene.
gizlemedi bile ellerini,
üzerindeydi hala cinayet aleti.
üzerinde ne kelime!
yüreğindeydi o paslı bıçak
ve
kan gölüydü yürüdüğü sokak.
korkuyordu yine beyinsiz korkak!
her cinayet aynı şekilde...
kurban yine yaşıyorken
en sevilesi haliyle!
kendini öldürmüştü bizim ahmak!
ne polis peşinde,
ne mahkum olmuş bugüne dek.
ya nefs-i müdafaadan yırtmış,
ya da
hep şartlı tahliye!
yemin de vermiş,
"bi daha asla!" diye...
ayaküstü sustuk
ve
yürüdü gitti!
konuşsa, diyecekti...
"tamam, bu da bitti!"


22.09.2012

20 Eylül 2012 Perşembe

şiir 02012

korkmuyorum artık.
sesin çınlıyor kulaklarımda!
yüzün aklımda...
adresini aldım Tatavla'nın kaldırımlarından.
bi martı çığlığı uzaktasın bana...
bi de,
bi kestirme buldum kendime.
kimselere söylemem!
vaktim çok yürüyeceğim ben:)
nefesimi kesen yokuşlarında,
beni bekliyor tantiğim.
soluklanıp,
iki yudum ev likörü içerim
ruhum üşüse...
üç beş köpek yolumu kesse, 
sığınırım bi kahveye...
ya da,
köşedeki börekçiye!
eskimiş bi saat gibi,
geç kaldım yine...
yağmur içime yağıyor,
Feriköy'ü seller almış.
sarhoşum.
yıkıla yıkıla Eşref Efendi'den,
Pangaltı'ya çıkıyorum.
Garbis mi koydu gene rakıları?
hiç geçmez O'nun sarhoşluğu.
Kristin görse kesin dalga geçer:)
yüzler yürüyor yanımda,
ayaksız
ve 
gövdesiz...
mangal yürekli.
hepsini tanıyorum!
bin yıllık akrabalarım.
hasretle sarılıyorum yüzlerine...
yüzlercesine!
ahpariğim güzel sesiyle
şiir ağlıyor yüreğime!
Diko!
tut elimi...
yüküm ağır
ve
yorgunum
ve
tükendim,
kardeşim!
sancım sızlıyor akşamları!
sabahleyin,
unutuyorum hepsini şerefsizim.
tıpkı Çeto'nun balıkları gibi!
sadece akşamları ağlıyorum.
türkü dinlerken...
...Talin gibi!
keşke,
öyle güzel ağlasam.
bin yıl ağlarım!
koca bi aşkı öldürmüşüm bu yürekte!
bu cansız bedenle,
bu cesedi nasıl taşırım..? 
yüreğimi Liz'in minik ellerine bıraktım...
hayalet bi troleybüs'e bindim Osmanbey'den.
kesin garaja gider!
nasılsa mahalleden geçecek.
Ardaş abi'ye rastlarım,
Garen'i sorarım.
olmadı Yeran'lara uğrarım, 
Sinan'ı da göresim gelir.
belki Karin'ler evdedir...
Varbet'le oturup çay içerim dernekte,
o da mı zor!
sen buraları bana sor...
bin kere gelsen dünyaya
ve
bi kere düşse yolun buraya,
anlarsın beni!
biter oyun.
alkış kıyamet 
ve
selamlarım İstanbul'u...
Anadolu'yu...
dünyayı!
yine yanlış yerde eğilip,
tıpkı bi dıngıl gibi...
perde son kez kapanır bana.
dizlerim titrer son kez
ve
salon dolmuş mu diye bakarım.
Mirella, Sayat, Arden 
bana bakar,
en tekniğinden!
iki yudum viskiyi paylaşırım baron Vahriç'le...
Selin seslenir uzaktan,
"haydi Ortak! ayağa kalk..."
 Son Durak burası!




14 Eylül 2012 Cuma

şiir 80794

içine düştüğüm karanlık,
ne güneşi gösterir bana!
ne seni...
ne kendimi!
bu geçmeyen körlük,
zaman zaman vurur başıma!
yalnız kaldıkça
bi firavun gibi...
dört duvara mahkum,
bi müebbet gibi!
en azılısı şartlı tahliyeden
kurulur gönlünün baş köşesine de...
ben sensizliğe hükümlü,
cezamı çekerim.
kurumuş boğazım yutkunamazken,
en ayyaşına sunarsın ab-ı hayatı!
dağı delsem sana varamam.
yüreği felçli bi haydut,
tutar ellerini tek bi adım atmadan!
adına türküler yaksam duymazsın.
kalbi lal olmuşlar dolar diline o güzel adını.
senin alevinle pişirirken bu ahmak gönlümü,
tutuşup yansam umurun olmaz!
çiğ kalmışlar doyurur aç kalmış ruhunu...


14.09.2012

4 Eylül 2012 Salı

şiir 01967

bazen,
yazıp yazıp silerim şiirlerimi...
ya vakitsiz
ya yersiz
ya da
yetersiz 
gelir bana! 
atarım ta içime,
en derine...
belki bi gün sonra,
belki de bi yıl...
kopup kopup gelirler
yüreğimin ağzına:)
yüreğim ağzımda,
pür telaş;
ateşler içinde
yazarım yeniden.
belki, 
başka bi yüreğe
dokunurum diye...

yaralı bi serçeyi besler gibi 
yazarım...
çiçeğe su verir gibi...

yakıcı güneşleri,
bi kadeh rakıda söndürür gibi 
dökerim kağıda kelimeleri.
çığlıklar atarım,
haykırırım! 
sessizce...
kendimce...

bin yıllık bi türküye ağlar gibi 
yazarım.
insanlık kadar eski aşklara yanar gibi... 
ağıttır hiç olanıma!
hoyrat ve berduş bi rüzgarın kırdığı 
dallarımdır
şiirlerim!
yaşayamadıklarımdır...
içimde ölenlerin
mevlidi,
helva duasıdır!
umutlarım,
korkularım
ve
içime döktüğüm göz yaşlarımdır!

benim şiirlerim...
bazen,
yüreğimden uçurduğum 
umut kuşum!
bazen,
kafama sıktığım son kurşun!
ve
kimsenin bilmediği
susuşumdur.

siz benim neden sustuğumu nerden bileceksiniz..!


05.09.2012
Ahmet Kaya'ya özlem dolu teşekkürlerimle!